Etrafınızdaki her şey birden bir film seti gibi yapay görünmeye başlıyor. Sesler uzaklaşıyor, renkler solgunlaşıyor. Ya da aynaya baktığınızda yansımanız size yabancı geliyor, kendinizi sanki biraz yukarıdan izliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Bu deneyimler çoğu zaman “deliriyor muyum?” korkusuyla birlikte gelir. Oysa tıpta adı konmuş, oldukça yaygın ve tedavi edilebilir durumlardır: derealizasyon ve depersonalizasyon. Bu yazıda derealizasyonun ne demek olduğunu, depersonalizasyondan farkını, belirtilerini, nedenlerini ve nasıl geçtiğini ele alıyoruz.
Derealizasyon, kişinin çevresini gerçek dışı, uzak, bulanık ya da yapay olarak algılamasıdır. Kişi dış dünyayla arasına bir cam, sis ya da perde girmiş gibi hisseder. Derealizasyon ne demek sorusunun kısa cevabı şudur: Etrafınızdaki dünyanın gerçekliğini “hissedememek”.
Burada önemli bir ayrım var: Derealizasyon yaşayan kişi gerçeklikle bağını kaybetmez. Etrafın gerçek olduğunu bilir, yalnızca öyle hissetmez. Bu da derealizasyonu psikoz gibi gerçeklikten koptuğu durumlardan ayırır.
Depersonalizasyon, kişinin kendi bedenine, düşüncelerine ya da duygularına yabancılaşmasıdır. Depersonalizasyon ne demek diye soranlar için en sık kullanılan tarif şudur: “Kendimi dışarıdan izliyorum.” Kişi hareketlerini otomatik pilotta yapıyormuş, sesini başkası konuşuyormuş ya da duyguları uyuşmuş gibi hissedebilir.
Kısaca özetlemek gerekirse:
| Özellik | Derealizasyon | Depersonalizasyon |
| Neye yabancılaşma? | Dış dünyaya, çevreye | Kendine, bedenine, duygularına |
| Sık tarif | Her şey rüya ya da film gibi | Kendimi dışarıdan izliyorum |
| Gerçeklik bilgisi | Korunur | Korunur |
İki durum çoğu zaman birlikte görülür. Bu yüzden psikiyatride tek bir tanı altında, “depersonalizasyon/derealizasyon bozukluğu” olarak ele alınır.
Derealizasyon belirtileri kişiden kişiye değişse de sık tarif edilenler şunlardır:
Bu belirtiler dakikalar süren ataklar halinde gelebildiği gibi bazı kişilerde haftalarca ya da aylarca sürebilir.
Derealizasyon ve depersonalizasyon, beynin aşırı stres karşısında devreye soktuğu bir koruma mekanizması olarak düşünülebilir. Zihin, baş edemeyeceği kadar yoğun bir duyguyla karşılaştığında deneyimle arasına mesafe koyar. Kısa süreli yaşandığında bu tepki zararsızdır ve pek çok insan hayatında en az bir kez benzer bir an yaşar.
En sık tetikleyiciler şunlardır:
Derealizasyon kaygıyı artırır, artan kaygı da derealizasyonu besler. “Bu his hiç geçmeyecek”, “Aklımı kaybediyorum” gibi düşünceler belirtiyi sürdüren kısır döngünün en önemli parçasıdır. Bu korkuyu yaşayanlar delirme korkusu yazımızı da okuyabilir.
Hayır. Derealizasyon ve depersonalizasyon yaşayan kişi, yaşadığı şeyin tuhaf olduğunun farkındadır ve gerçeklik bilgisi korunur. Psikozda ise kişi gerçek olmayan şeylere gerçekten inanır ve bunun tuhaf olduğunu fark etmez. “Deliriyor muyum?” diye endişelenebiliyor olmanız, çoğu zaman gerçeklikle bağınızın sağlam olduğunun bir işaretidir.
Çoğu kişide derealizasyon, tetikleyen stres ya da kaygı azaldığında kendiliğinden geçer. Birkaç dakika ya da saat süren epizotlar oldukça yaygındır. Belirtiler aylarca sürüyor, sık tekrarlıyor ve günlük hayatı zorlaştırıyorsa depersonalizasyon/derealizasyon bozukluğundan söz edilebilir. Bu durumda da tedaviyle belirgin iyileşme sağlanabilir.
Derealizasyon ya da depersonalizasyon hissi başladığında şu adımlar zihni “şimdi ve burada”ya geri getirmeye yardımcı olur:
Uzun vadede düzenli uyku, kafein ve alkolün azaltılması, madde kullanımından kaçınma ve düzenli fiziksel aktivite belirtilerin sıklığını azaltır. Günlük meditasyon ve farkındalık pratikleri de bedene ve ana dönmeyi kolaylaştırabilir.
Depersonalizasyon/derealizasyon bozukluğunda temel tedavi psikoterapidir. Bilişsel davranışçı terapi, belirtilerle ilgili felaketleştiren yorumları değiştirmeye ve kaçınma davranışlarını azaltmaya odaklanır. Travmanın eşlik ettiği durumlarda EMDR ve somatik terapi gibi travmaya odaklı yaklaşımlar da kullanılabilir. Eşlik eden kaygı ya da depresyon varsa psikiyatrist değerlendirmesiyle ilaç tedavisi sürece eklenebilir.
Belirtileriniz sık tekrarlıyorsa ya da uzun süredir devam ediyorsa, bireysel terapi bu deneyimin altında yatan kaygıyı ve stresi anlamanız için güvenli bir alan sunar. Nereden başlayacağınızdan emin değilseniz, birkaç soruyu yanıtlayarak ihtiyacınıza uygun psikologla eşleşebilir ve görüşmelerinizi online olarak yapabilirsiniz.
İnternette sık aranan derealizasyon testleri tanı koymaz. Aşağıdaki sorular yalnızca bir uzmanla konuşmanız gerekip gerekmediğine karar vermenize yardımcı olabilir:
Birkaç soruya “evet” diyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek iyi bir adım olacaktır. Kaygı düzeyinizi merak ediyorsanız ücretsiz anksiyete testini de çözebilirsiniz.
Derealizasyon ile birlikte baş ağrısı, bilinç kaybı, nöbet, görme bozukluğu ya da konuşma güçlüğü gibi nörolojik belirtiler varsa ya da belirtiler bir kafa travmasından sonra başladıysa gecikmeden bir doktora başvurun. Madde kullanımından sonra başlayan belirtilerde de tıbbi değerlendirme önemlidir. Kendinize zarar verme düşünceleri eşlik ediyorsa 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.
Derealizasyon, çevrenin gerçek dışı, rüya gibi ya da uzak algılanmasıdır. Kişi gerçeklik bilgisini korur, ama dünyayı gerçek gibi hissedemez.
Depersonalizasyon, kişinin kendi bedenine, düşüncelerine ya da duygularına yabancılaşması, kendini dışarıdan izliyormuş gibi hissetmesidir.
Çoğu zaman kalıcı değildir. Kısa epizotlar stres azaldığında geçer. Uzun süren durumlarda da psikoterapiyle belirgin iyileşme sağlanabilir.
Tek başına değildir. Derealizasyonda kişi gerçeklikle bağını korur; şizofrenide ise gerçeklik değerlendirmesi bozulur. Yine de belirtilerin bir uzman tarafından değerlendirilmesi en doğrusudur.
Evet. Yoğun kaygı ve panik atak, derealizasyonun en sık tetikleyicilerindendir. Kaygı azaldıkça derealizasyon hissi de genellikle azalır.