'Daha İyi Sen' için İlk Seansının %25‘i Bizden!
0 850 700 03 03
Dengeli Beslen

Aralıklı Oruç (16:8) Nedir, Sağlıklı mı?

HiDoctor tarafından onaylandı
12 DK
06 August 2026 tarihinde yayınlandı
Yazı Boyutu:
a
a
12 dakikalık okuma
Yazı Boyutu:
a
a

Son birkaç yıldır çevremizde bir şeyler değişti gibi, değil mi? Bir arkadaşımız sabah kahvaltısını atlamaya başladı, bir başkası “ben artık akşam sekizden sonra bir şey yemiyorum” diyor, sosyal medyada karşımıza sürekli “beslenme penceresi” gibi ifadeler çıkıyor. Aralıklı oruç, bir anda hepimizin hayatına sızıverdi.

Aslında bu ilgiyi anlamak zor değil. Karmaşık kalori hesapları, tartılması gereken porsiyonlar, yasaklı yiyecek listeleri… Çoğumuz bunlardan yorulduk. Aralıklı oruç ise bambaşka bir söz veriyor: “Ne yediğinden çok, ne zaman yediğine bak.” Bu sadelik, kulağa hem mantıklı hem de uygulanabilir geliyor.

Ama tam burada duralım. Popüler olan her şey bizim için doğru olmak zorunda değil. Bu yazıda aralıklı orucun, özellikle de en çok konuşulan 16:8 yönteminin ne olduğunu, vücudumuzun içinde neler olup bittiğini, bilimin bu konuda gerçekten ne söylediğini ve en önemlisi bu yöntemin bize uygun olup olmadığını birlikte, acele etmeden keşfedeceğiz. Amacımız kimseyi bir şeye ikna etmek değil; sadece kararımızı bilgiyle verebilmek.

16:8 Aralıklı Oruç Tam Olarak Ne Demek?

İsmi biraz teknik dursa da işin özü oldukça basit. 16:8 yöntemi, günümüzü ikiye ayırmamız anlamına geliyor: 16 saat boyunca herhangi bir kalori almıyoruz, geriye kalan 8 saatlik pencerede ise günlük öğünlerimizi yiyoruz.

Bunu bir örnekle somutlaştıralım. Diyelim ki öğle vaktinde, saat 12.00’de ilk öğünümüzü yedik. Bu durumda akşam 20.00’ye kadar, yani 8 saatlik pencere içinde rahatça beslenebiliriz. Saat 20.00’den ertesi gün öğlen 12.00’ye kadar olan 16 saatte ise su, sade çay ya da şekersiz kahve dışında bir şey almıyoruz. İşte bu kadar.

Aslında bu 16 saatin önemli bir kısmını zaten uykuda geçiriyoruz. Gece uyuduğumuz 7-8 saati düşününce, geriye “aç” geçirmemiz gereken süre sandığımızdan çok daha az kalıyor. Bu da yöntemi ilk bakışta göründüğünden daha kolay hale getiriyor.

Klasik Diyetlerden Farkı Nerede?

Alışık olduğumuz çoğu diyet, “ne kadar” ve “neyi” sorularının etrafında dönüyor. Kalori sayıyoruz, karbonhidratı kısıyoruz, belli besinleri listeden çıkarıyoruz. Aralıklı oruç ise odağı tamamen değiştiriyor ve “ne zaman” sorusunu merkeze alıyor.

Bu ayrım önemli, çünkü 16:8’in kendisi bize ne yememiz gerektiğini söylemiyor. Teoride pizza da yiyebiliriz, salata da. Yöntem yalnızca yemek yediğimiz zaman aralığını daraltıyor. Tabii ilerleyen bölümlerde göreceğimiz gibi, bu özgürlük bazen bir tuzağa da dönüşebiliyor.

Bir diğer fark ise sürdürülebilirlik hissinde. Birçok kişi için “bugün şunu yiyemem” demek, “sadece belli saatlerde yerim” demekten daha zorlayıcı. Bir yasağı takip etmek yerine bir zaman penceresini takip etmek, zihinsel olarak daha az yük getirebiliyor.

Bu Yöntem Neden Bu Kadar Popüler Oldu?

16:8’in bu kadar sevilmesinin birkaç sebebi var. En başta gelen, esnekliği. Beslenme penceremizi kendi günlük düzenimize göre kaydırabiliyoruz; sabah insanıysak erkene, akşamcıysak geriye alabiliyoruz.

İkincisi, basitliği. Uygulama indirmeye, tartı taşımaya ya da karmaşık hesaplar yapmaya gerek kalmadan sadece saate bakarak ilerleyebiliyoruz. Üçüncü sebep ise sosyal görünürlüğü: Ünlü isimlerin, sporcuların ve içerik üreticilerinin bu yöntemden bahsetmesi, doğal olarak merakımızı artırdı. Yine de popülerliğin, bir yöntemin bizim için doğru olduğunun kanıtı olmadığını aklımızın bir köşesinde tutalım.

Sana eşlik edecek uzmanlarımızla tanış:

Duygu Üstündağ Duygu Üstündağ
Nisa Sakar Nisa Sakar
Seda Baskın Seda Baskın

Peki Vücudumuzun İçinde Neler Oluyor?

Aç Kaldığımız Saatlerde Metabolizmamız Ne Yapıyor?

Yemek yediğimizde vücudumuz bu besinleri enerjiye çevirir ve ihtiyaç fazlasını depolar. Peki bir süre hiçbir şey yemediğimizde ne oluyor? İşte tam bu noktada vücudumuz depolarına yönelmeye başlıyor.

Son öğünümüzün üzerinden birkaç saat geçtikten sonra, kanımızdaki hazır enerji kaynakları azalmaya başlar. Vücudumuz da önce karaciğerde depolanmış olan glikojen dediğimiz enerjiyi kullanır. Bu depolar bir miktar tükenmeye başlayınca, vücut yavaş yavaş yağ depolarını enerji için kullanma eğilimine girer. Kısacası aç geçen saatler, vücudumuzun deposundan harcama yaptığı saatlerdir.

İnsülin, Kan Şekeri ve Yağ Yakımı İlişkisi

Bu sürecin kalbinde insülin adlı hormon var. Bir şeyler yediğimizde, özellikle de karbonhidrat ağırlıklı beslendiğimizde, kan şekerimiz yükselir ve buna karşılık insülin salgılanır. İnsülin, şekerin hücrelerimize girmesine yardımcı olurken aynı zamanda yağ depolamayı da teşvik eder.

Uzun süre yemek yemediğimizde ise insülin seviyemiz düşük ve dengeli kalır. Bu düşük insülin ortamı, vücudumuzun depolanmış yağa daha kolay ulaşabilmesi için uygun bir zemin oluşturur. Aralıklı orucun mantığının bir kısmı işte buna dayanıyor: Kan şekeri ve insülini gün boyu sürekli yüksek tutmak yerine, ona düzenli dinlenme araları vermek.

Otofaji: Hücrelerimizin Kendini Temizleme Molası

Son yıllarda çokça duyduğumuz bir kelime var: otofaji. Kelimenin kökeni “kendini yemek” anlamına gelse de aslında oldukça faydalı bir süreçten bahsediyoruz. Otofaji, hücrelerimizin içindeki yıpranmış, işlevini yitirmiş parçaları toplayıp geri dönüştürmesi, bir nevi içeriden temizlik yapmasıdır.

Araştırmalar, besin alımının azaldığı dönemlerde bu temizlik sürecinin daha aktif hale gelebildiğine işaret ediyor. Bu keşif o kadar önemli görüldü ki, otofaji mekanizmalarını aydınlatan çalışmalar 2016 yılında Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü. Yine de burada dürüst olalım: Otofajinin insanlarda, özellikle de 16:8 gibi günlük bir oruç düzeninde tam olarak ne ölçüde devreye girdiği hâlâ araştırılan bir konu. Yani heyecan verici ama abartmamamız gereken bir alan.

Bilim Ne Diyor? Kanıtların Peşine Düşelim

Kilo Kontrolü Üzerine Bulgular

Çoğumuzun aralıklı oruca ilgi duymasının başlıca sebebi kilo kontrolü. Peki bilim ne diyor? Genel tabloya baktığımızda, aralıklı orucun birçok insanda kilo vermeye yardımcı olabildiğini görüyoruz. Ancak burada önemli bir ayrıntı var.

Araştırmaların büyük kısmı, aralıklı orucun sihirli bir mekanizmadan çok, dolaylı bir yoldan işe yaradığını gösteriyor. Yemek penceresini 8 saate daralttığımızda, çoğumuz doğal olarak daha az öğün yiyor ve gün içinde toplamda daha az kalori alıyoruz. Yani asıl fayda, çoğu zaman azalan kalori miktarından geliyor. Nitekim bazı çalışmalar, kalori miktarı eşitlendiğinde aralıklı orucun klasik diyetlerden dramatik biçimde üstün olmadığına işaret ediyor. Bu, aralıklı orucun işe yaramadığı anlamına gelmiyor; sadece onu bir mucize değil, işleyen bir araç olarak görmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Kalp Sağlığı ve Kan Değerleri Üzerindeki Etkiler

Kilonun ötesinde, bazı araştırmalar aralıklı orucun kan değerlerimiz üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğine işaret ediyor. Bazı kişilerde kan şekeri dengesinde, insülin duyarlılığında ve kolesterol gibi değerlerde iyileşmeler gözlemlenmiş.

Yalnız bu noktada temkinli olmakta fayda var. Bu iyileşmelerin ne kadarı doğrudan orucun kendisinden, ne kadarı ise beraberinde gelen kilo kaybından kaynaklanıyor, bunu ayırmak her zaman kolay değil. Ayrıca herkesin vücudu farklı tepki veriyor; birinde harika sonuçlar veren bir düzen, bir başkasında aynı etkiyi göstermeyebiliyor.

Zihinsel Berraklık ve Enerji Konusunda Gerçekler

Aralıklı oruç yapan birçok kişi, özellikle sabah saatlerinde kendini daha zinde ve zihinsel olarak daha berrak hissettiğini söylüyor. Bu deneyimler çok değerli, ancak burada iki şeyi ayırt etmemiz gerekiyor.

İlk günlerde tam tersi de yaşanabiliyor: Vücudumuz yeni düzene alışana kadar halsizlik, dikkat dağınıklığı ve sinirlilik hissedebiliriz. Zihinsel berraklık hissi ise genellikle vücut adapte olduktan sonra, kan şekerinin gün boyu daha dengeli seyretmesiyle geliyor olabilir. Yine de bu alandaki kanıtlar, kişisel deneyimlere göre daha sınırlı; herkesin aynı zindeliği yaşayacağının bir garantisi yok.

Henüz Cevabı Netleşmemiş Sorular

Dürüst olalım: Aralıklı oruç hakkında bildiklerimiz kadar bilmediklerimiz de var. Uzun vadeli etkiler, örneğin bu düzeni yıllarca sürdürmenin ne gibi sonuçlar doğuracağı, hâlâ tam olarak netleşmiş değil.

Ayrıca araştırmaların önemli bir kısmı kısa süreli ya da nispeten küçük gruplarla yapılmış. Kadınlar ve erkekler arasındaki hormonal farklar, farklı yaş grupları, farklı sağlık durumları… Bütün bu değişkenlerin aralıklı orucu nasıl etkilediği üzerine hâlâ öğrenecek çok şeyimiz var. Bu belirsizlikler, yöntemi reddetmemiz için değil, ona gerçekçi beklentilerle yaklaşmamız için bir sebep.

Hangi Saatler Arasında Beslenmeliyiz?

Sabahçı mı Akşamcı mı? Beslenme Penceremizi Seçelim

16:8’in en güzel yanlarından biri, beslenme penceresini kendi hayatımıza göre şekillendirebilmemiz. Burada tek bir doğru cevap yok; bizim için doğru olan, hayatımıza en kolay oturan.

Eğer sabahları kahvaltısız duramayan biriysek, penceremizi erken açabiliriz: Örneğin 08.00-16.00 arası. Buna karşın akşam yemeğini ailemizle paylaşmak bizim için önemliyse ya da akşamları daha çok acıkıyorsak, 12.00-20.00 gibi bir aralık daha mantıklı olabilir. Önemli olan, seçtiğimiz pencerenin bizi mutsuz etmemesi ve sürdürülebilir olması.

Örnek Bir Gün: Saat Saat Nasıl İlerler?

Somut bir örnek her şeyi daha anlaşılır kılar. 12.00-20.00 penceresini seçtiğimizi düşünelim:

Sabah uyandığımızda, örneğin 08.00’de, güne bir bardak su ve dilersek sade bir kahve ya da çayla başlarız. 12.00’ye kadar bu şekilde ilerleriz. Saat 12.00’de günün ilk, doyurucu öğününü yeriz; içinde protein, sağlıklı yağlar ve sebze bulunan dengeli bir tabak ideal olur. Öğleden sonra, örneğin 16.00 civarında hafif bir ara öğün ekleyebiliriz. Akşam 19.00-20.00 arasında ise günün son öğününü yiyip pencereyi kapatırız. 20.00’den sonra ertesi öğlene kadar su, çay gibi kalorisiz içeceklerle devam ederiz.

Gördüğümüz gibi, aç geçen sürenin büyük kısmı akşam ve gece saatlerine, yani zaten çoğunlukla uykuda olduğumuz vakte denk geliyor.

Kendi Günlük Ritmimize En Uygun Aralığı Bulmak

Kitaplarda yazan ideal saatler bir yana, gerçek hayatta işimiz, aile düzenimiz, spor saatlerimiz ve uyku alışkanlıklarımız devreye giriyor. Bu yüzden ilk haftalarda biraz deneme yanılma yapmamız son derece normal.

Kendimize şu soruları sorabiliriz: Gün içinde en çok ne zaman acıkıyoruz? Hangi öğünü sevdiklerimizle paylaşmak bizim için önemli? Antrenman yapıyorsak, kendimizi ne zaman daha güçlü hissediyoruz? Bu cevaplar bizi kendi ritmimize en uygun pencereye götürecektir. Unutmayalım, en iyi plan, kağıt üzerinde mükemmel olan değil, hayatımızda gerçekten uygulayabildiğimiz plandır.

İlk Adımı Nasıl Atarız? Pratik Başlangıç Rehberimiz

Bir Anda Değil, Adım Adım Alışmak

Eğer şu ana kadar okuduklarımız kulağa mantıklı geldiyse ve denemek istiyorsak, en büyük tavsiyemiz şu: Acele etmeyelim. Alışkanlıklarımızı bir gecede 16 saatlik oruca çevirmek, vücudumuzu da zihnimizi de zorlayabilir.

Bunun yerine kademeli ilerleyebiliriz. Diyelim ki normalde gün içinde uzun saatler boyunca sürekli bir şeyler atıştırıyoruz. İlk hedefimiz 12 saatlik bir pencere olabilir; örneğin 08.00-20.00 arası. Buna alıştıktan sonra pencereyi kademeli olarak daraltıp önce 14 saate, ardından 16 saatlik oruca doğru ilerleyebiliriz. Bu yumuşak geçiş, hem daha az zorlanmamızı hem de yöntemi bırakma ihtimalimizin azalmasını sağlar.

Oruç Saatlerinde Neler İçebiliriz?

Aç geçen saatlerde susuz kalmamamız çok önemli. Neyse ki oruç penceresinde içebileceğimiz güzel seçenekler var. Suyu bol bol içebiliriz; hatta çoğu zaman açlık sandığımız hissin aslında susuzluk olduğunu fark ederiz.

Bunun yanında sade, şekersiz çayları ve içine süt ya da şeker katmadığımız kahveyi de tercih edebiliriz. Bu içecekler kalorimizi neredeyse hiç etkilemeden bizi ferahlatır ve oruç saatlerini kolaylaştırır. Ancak içine süt, şeker veya tatlandırıcı eklediğimiz anda işin rengi değişebilir; çünkü bunlar orucu teknik olarak “bozan” kaloriler içerebilir.

Beslenme Penceresini Boş Kalorilerle Doldurmayalım

İşte belki de en sık düştüğümüz tuzak burada. “Nasılsa 16 saat aç kaldım, şimdi bu 8 saatte istediğimi yerim” düşüncesi, aralıklı orucun bize sağlayabileceği faydayı kolayca silip götürebilir.

Beslenme penceremizi işlenmiş gıdalar, şekerli atıştırmalıklar ve boş kalorilerle doldurursak, ne kilo kontrolü ne de sağlık açısından beklediğimiz sonuçları göremeyiz. Bu 8 saati bir bayram sofrası gibi değil, vücudumuza gerçekten ihtiyacı olanı verdiğimiz bir fırsat olarak görmek daha doğru. Yeterli protein, sağlıklı yağlar, lif açısından zengin sebzeler ve tam tahıllar bu pencerenin gerçek yıldızları olmalı.

İlk Günlerdeki Açlık ve Huysuzlukla Baş Etmek

Dürüst olalım, ilk birkaç gün her zaman toz pembe olmayabilir. Vücudumuz yeni düzene alışırken açlık krizleri, hafif baş ağrısı ya da sinirlilik yaşayabiliriz. Bu tepkiler oldukça normal ve genellikle geçicidir.

Bu dönemi kolaylaştırmak için birkaç küçük numaramız olabilir. Açlık hissettiğimizde önce bir bardak su içmeyi deneyebiliriz. Kendimizi meşgul edecek işlerle dikkatimizi dağıtmak da işe yarar; çünkü açlık genellikle dalgalar halinde gelip geçer. İlk öğünümüzü doyurucu ve dengeli tutmak, bir sonraki oruç dönemini de rahatlatır. Ve en önemlisi, kendimize karşı sabırlı olalım; vücudumuzun adapte olması için birkaç haftalık bir süre tanımak son derece makul.

Bu Yöntem Herkes İçin mi? Kimlere Uygun, Kimlere Değil?

Aralıklı Oruçtan Fayda Görebilecek Kişiler

Aralıklı oruç, özellikle belli tipte insanlara iyi uyum sağlayabiliyor. Örneğin sabahları pek acıkmayan, kahvaltıyı zaten severek atlayan biriysek, bu düzen bize doğal gelebilir.

Aynı şekilde, sürekli kalori saymaktan ya da karmaşık diyet kurallarını takip etmekten sıkılmış, daha basit bir çerçeve arayan kişiler için de 16:8 rahatlatıcı olabilir. Genel olarak sağlıklı olan, düzenli bir hayatı olan yetişkinlerin çoğu, doğru uygulandığında bu yöntemi rahatça deneyebilir. Yine de “fayda görebilir” ile “herkese uygun” arasındaki farkı unutmayalım.

Dikkatli Olması ya da Uzak Durması Gerekenler

Bazı durumlarda aralıklı oruç uygun bir seçim olmayabilir ve bu son derece önemli bir konu. Öncelikle geçmişinde yeme bozukluğu olan ya da yemekle sağlıksız bir ilişki geliştirme riski taşıyan kişiler için katı zaman pencereleri zorlayıcı ve tetikleyici olabilir.

Benzer şekilde, hamile ya da emziren annelerin, gelişme çağındaki çocuk ve gençlerin, düzenli beslenmesi gereken kişilerin bu yöntemden uzak durması genellikle daha güvenlidir. Diyabet gibi kan şekerini yakından ilgilendiren durumları olan, düzenli ilaç kullanan ya da kronik bir rahatsızlığı bulunan kişilerin ise kesinlikle kendi başlarına karar vermemesi gerekir. Bu, kişiden kişiye değişen ve profesyonel değerlendirme isteyen bir alan.

Doktora Danışmayı Atlamamamız Gereken Durumlar

Bir blog yazısı ne kadar detaylı olursa olsun, kişisel sağlık danışmanlığının yerini asla tutamaz. Bu yüzden bazı durumlarda mutlaka bir hekime ya da diyetisyene danışmamız gerektiğini açıkça söylemek isteriz.

Düzenli ilaç kullanıyorsak, kronik bir hastalığımız varsa, hamileysek, geçmişimizde yeme bozukluğu varsa ya da bu yöntemi denerken kendimizi sürekli halsiz, baş dönmesi içinde veya kötü hissediyorsak, bir uzmana başvurmak en doğrusu olacaktır. Bu, bir zayıflık değil, kendimize gösterdiğimiz sağlıklı bir özendir. Vücudumuzu en iyi tanıyan, onu bizzat inceleyebilen bir profesyoneldir.

Kafamızı Karıştıran Yaygın Hatalar ve Mitler

“Aç Kalırsam Kas Kaybederim” Doğru mu?

Bu, en sık duyduğumuz endişelerden biri. Birçoğumuz birkaç saat aç kalınca kaslarımızın hemen erimeye başlayacağından korkarız. Oysa gerçek biraz daha rahatlatıcı.

Vücudumuz, kısa süreli açlık dönemlerinde kaslarımızı korumak için oldukça akıllı mekanizmalara sahip. 16 saatlik bir oruç, kas kaybına yol açacak kadar uzun bir süre değil; özellikle de beslenme penceremizde yeterli protein alıyor ve düzenli olarak vücudumuzu hareket ettiriyorsak. Yani protein ihtiyacımızı karşıladığımız ve mümkünse direnç egzersizleri yaptığımız sürece, bu konuda çok fazla endişelenmemize gerek yok.

“Kahvaltı Günün En Önemli Öğünüdür” Ne Kadar Geçerli?

Çoğumuz “kahvaltı günün en önemli öğünüdür” cümlesini duyarak büyüdük. Bu yüzden kahvaltıyı atlamak fikri en başta bize yanlış gelebilir. Ancak bu söz, sanıldığı kadar mutlak bir bilimsel gerçek değil.

Kahvaltının önemi kişiden kişiye değişir. Kimimiz için sabah öğünü gerçekten gün boyu enerji ve odak sağlarken, kimimiz sabahları hiç acıkmaz ve zorla yediğimizde daha ağır hissederiz. Önemli olan hangi öğünü yediğimizden çok, gün boyunca vücudumuza dengeli ve yeterli besini sağlayıp sağlamadığımız. Yani kahvaltıyı atlamak, herkes için otomatik olarak sağlıksız bir seçim değil.

Sık Yapılan Uygulama Hataları

Aralıklı oruca başlayan birçok kişi, benzer tuzaklara düşebiliyor. Belki de en yaygını, oruç penceresini “kazanılmış hak” gibi görüp beslenme saatlerinde aşırıya kaçmak. Bir diğeri, su tüketimini ihmal edip susuzluğu açlıkla karıştırmak.

Bazılarımız ise sonuçları çok çabuk bekleyip, birkaç gün içinde büyük değişiklikler göremeyince hayal kırıklığına uğrayıp bırakıyor. Vücudumuzun yeni bir düzene adapte olması zaman alır. Bir başka hata da, oruç saatlerine takıntılı hale gelip sosyal hayatımızı ve ruh sağlığımızı ihmal etmek. Unutmayalım, hiçbir beslenme düzeni bizi mutsuz edecek kadar katı olmamalı.

Oruç Bittiğinde Her Şeyi Yemek Serbest mi?

Bu soruya en sevgiyle vereceğimiz cevap: Ne yazık ki hayır. Aralıklı orucun mantığı, 16 saat “acı çekip” ardından 8 saat sınırsızca ödüllenmek değil. Böyle düşündüğümüzde, çoğu zaman gün içinde yakabileceğimizden çok daha fazlasını tek pencerede alabiliriz.

Beslenme penceresi bir serbestlik alanı değil, bilinçli seçimler yaptığımız bir alan olmalı. Yani orucumuzu açarken de, tıpkı normal bir sağlıklı beslenmede olduğu gibi, porsiyonlarımıza ve besin kalitesine dikkat etmeye devam ederiz. Aralıklı oruç, sağlıklı beslenmenin yerine geçen değil, onu tamamlayan bir çerçevedir.

Sonuç: 16:8 Bizim İçin Doğru Seçim mi?

Buraya kadar birlikte epey yol kat ettik. Aralıklı orucun ne olduğunu, vücudumuzun içinde neler döndüğünü, bilimin neler söyleyip neleri henüz cevaplayamadığını ve bu yöntemi pratikte nasıl uygulayabileceğimizi konuştuk. Peki sonuçta 16:8 sağlıklı mı?

Belki de en dürüst cevap şu: Duruma bağlı. Genel olarak sağlıklı bir yetişkin için, dengeli beslenmeyle birleştirildiğinde ve doğru uygulandığında 16:8 çoğu zaman güvenli ve işe yarayan bir araç olabilir. Ancak bu, herkes için mucizevi bir çözüm ya da tek doğru yol olduğu anlamına gelmiyor. Onu bir sihir değil, bize uyabilecek pratik bir çerçeve olarak görmek en gerçekçi yaklaşım.

En önemlisi, kendimizi dinlemek. Bu düzen bize iyi geliyorsa, hayatımızı kolaylaştırıyor ve kendimizi daha iyi hissettiriyorsa, ne mutlu bize. Ama bizi mutsuz ediyor, yemekle ilişkimizi bozuyor ya da halsiz düşürüyorsa, ısrar etmemize hiç gerek yok. Sonuçta amaç bir trendi takip etmek değil, kendi bedenimizle barışık, sürdürülebilir ve mutlu bir düzen kurmak. O düzenin adı 16:8 olur ya da olmaz, karar tamamen bizim.

Yorum Gönder
İlk Seansının %25 ’i Bizden!
İndirim Kodu:
İlgili İçerikler
Daha İyi Bir Sen için E-Bültenimize Abone Ol!